Wednesday, November 9, 2005

Agatha Christie: And Then There were None

http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Agatha_Christie_And_The_There_Were_None-1932.html


Son zamanlarda maalesef kitap okumaya pek vakit ayıramıyorum ancak öğrencilik zamanlarımda çok kitap okurdum. Birçoğunun yaptığı gibi, bir o kitabı bir bu kitabı okumak yerine genellikle bir yazara saplanır kalır ve bütün kitaplarını okuduktan sonra bir diğerine geçerdim. İşte Agatha Christie’de saplanıp kaldığım yazarlardan birisiydi. Neredeyse bütün romanlarını büyük zevkle okudum. En çok etkilendiğim romanlarından birisi ise “On Küçük Zenci” idi. “Ten Little Indians” ya da “And Then There Were None”(ATTWN) isimleriyle de bilinen kitap, yazarın yeteneğini en üst seviyede sergilediği kitaplardan birisiydi.

İşte şimdi AWE Games’in elinden Agatha Christie’nin kitabından uyarlanan bir macera oyunu karşımızda. Yapımcımız macera oyunlarında pek başarılı bir geçmişe sahip değil. Bu türdeki tek oyunları bildiğim kadarıyla bir çocuk macera oyunu diyebileceğimiz SpongeBob SquarePants: the Movie. Bakalım bu oyunda neler yapmışlar. Oyunu incelemeden önce size kitaptan, dolayısıyla oyunun konusundan uzunca bahsetmek istiyorum.

…And Then There Were None…

Sekiz davetli ve evde görev almak üzere iki uşak ret edemeyecekleri tekliflerle Indian Adasına (oyunda Shipwreck adası) Mr U.N. Owen (okunuşu Mr. Unknown’a ne kadar benziyor değil mi?) tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak davet edilmişlerdir. Kimisi iş için kimisi bir kaç günlük stresten uzak bir tatil geçirmek için yola koyulur. Hâlbuki hayatlarının son günlerini geçirmek üzere bir yolculuğa başlamışlardır. Bütün davetlilerin önemli bir ortak özelliği vardır. Hepsinin geçmişlerinde bir yakınları ölmüş ve bu ölümlerde bu insanların bir rolü olup olmadığı anlaşılamamış ve beraat etmişlerdir. Gelelim, davetlilere ve her birinin hikâyesine:

Judge Lawrence John Wargrave

Wargrave, adaya eski bir arkadaşı Constance Culmington tarafından çağrılmıştır. Mektupta Culmington, Shipwreck adasında ki bu evi satın aldığından ve kendisini de hafta sonu diğer misafirlerle beraber evinde ağırlamak istediğinden bahsetmektedir. Görünürde Wargrave, Mr. U.N. Owen’ın bir oyununa gelmiştir.

Vera Elizabeth Claythorne

Vera, adaya Mr. Owen’ın eşi tarafından çağrılmıştır. Kendisine sunulan ret edilemez teklifi kabul eden Vera, Mr. Owen’ın eşinin sekreterliğini üstlenmiştir.

Philip Lombard

Önceleri orduda görev alan Lombard, adaya Mr. Owen’ın adamı, Mr. Morris tarafından işe alınarak gönderilmiştir. Kendisine adaya gelmesinden önce ciddi miktarda para ödenmiştir ve iş tanımı tam olarak yapılmamıştır. Ondan istenen, işvereninin her isteğini yerine getirmesidir.

Emily Caroline Brent

Son zamanlarında maddi sıkıntılar yaşayan bu hanımefendi, Mrs. Owen’dan aldığı mektuptaki bedava tatil önerisini her ne kadar Owen’ı hatırlayamasa da ret edememiştir. Mektup’ta Owen, Emiliy ile bir kaç yıl önce Bellhaven misafirhanesinde tanıştıklarını söylemiş ve kendisinin de şimdi bir misafirhane açtığını ve Emily’yi de orada görmek istediğini söylemiştir.



General John Gordon Mackenzie(Romanda, Macarthur diye geçer)

Emekli General Mackenzie’de doğrudan Mr. Owen tarafından adaya çağrılmıştır. Owen mektubunda, Mackenzie’nin bir kaç arkadaşını evine çağırdığını ve bu arkadaşlarınında Mackenzie ile görüşüp eski günleri yâd etmek istediklerini yazarak Mackenzie’yi de evinde görmekten mutluluk duyacağını söylemiştir. Hayatında bir kaç günde olsa değişiklik isteyen Mackenzie’de bu teklifi ret etmeyerek yola koyulur.

Dr. Edward George Armstrong

Armstrong ünlü bir doktordur ve adaya, Mr. Owen’ın eşinin özel doktorluğunu yapmak üzere çağrılmıştır. İşinde çok iyi olan doktorun en büyük sorunu alkolik olmasıdır. Mr. Owen gönderdiği mektupta Armstrong’un kendisine eski arkadaşı William Weathersby tarafından önerildiğini ve eşinin ciddi sağlık sorunları yaşadığını ancak bir doktora görünmek istemediğini anlatır. Owen, Armstrong’u evinde vereceği partiye bir davetli gibi gelerek eşi ile ilgilenmesini söylemiştir ve ödemeyi mektupla beraber göndermiştir.

Anthony James Marston

Arkadaşları tarafından Tony olarak da çağrılan Marston tam bir zengin züppesidir. En büyük zevkleri, kadınlar, partiler ve spor arabalardır. Marston adaya Badger Berkeley tarafından tabii ki parti ve kadın vaadiyle çağrılmıştır.

William Henry Blore

Blore, özel dedektif olarak çalışmaktadır ve Mr. Owen tarafından adaya çağrılmıştır. Mektupta hafta sonu, ailenin çok yakından tanımadığı birçok insanın geleceği bir partinin verileceği ve ailenin değerli eşyalarının korunması gerektiği yazılmaktadır. Ret edemeyeceği bir ücretle adaya çağrılan Blore’da bu teklifi kabul eder.

Thomas Rogers & Ethel Rogers

Roger’lar, Owen’lar tarafından evin uşakları olarak işe alınmışlardır. Diğer davetliler gibi onlarda Owen’ları hiç görmemişlerdir. Mr. Owen tarafından kendilerine gönderilen mektupta evde yeterli yiyeceğin olduğu söylenmektedir. Ayrıca kendilerinden yemek sırasında davetlilere “Hoş geldin” mesajı içeren bir gramofon kaydının dinletilmesi istenmiştir.

Patrick Narracott

Patrick oyunda bizim canlandırdığımız karakter. Davetlileri botuyla adaya taşıdıktan sonra botu davetlilerden birisi tarafından batırılır ve O’da adada diğerleri gibi hapis kalır. Evet, Blore daha öncesinde Patrick’in abisini polise yakalatarak ödülünü almıştır. Şimdi ise Patrick’ten şüphelenir ve adayı terk etmesini istemez. Bu yüzden onun botunu batırır. Patrick ise hasta olan abisinin yanına gidebilmek için adayı en kısa zamanda terk etmelidir.

Oyunumuz, bütün bu insanların adada buluşması ile başlıyor. Davetlileri adaya taşıdıktan sonra geri dönmek için kıyıya gittiğimizde botumuzun batırıldığını görüyoruz ve eve geri dönüyoruz. Hemen olayın sorumlusunu aramaya koyuluyoruz. Evi gezip dolaşıp, davetlilerle konuştuğumuzda Lombard bize Blore’dan şüphelendiğini söylüyor. Blore’ın odasına gidip araştırmaya koyulduğumuzda ise Blore geliyor ve tartışmaya başlıyoruz. İşte tam bu anda çalan yemek ziliyle bütün davetliler yemek odasına gidiyorlar. Biz ise davetli olmadığımız için mutfakta bir sandviç ile idare etmek zorundayız. Tabii ki merakımızı yenemeyip, kapıyı dinleyerek içeride neler konuşulduğunu öğrenmeye çalışıyoruz. Davetliler yemeklerini bitirmek üzereyken Mr. Rogers, Mr. Owen’ın kendisine gönderdiği, güya “Hoş geldin” mesajını içeren plağı gramofona koyduğunda birden herkes büyük bir şok yaşıyor.



Let the show begins...

Mr. Owen bütün davetlilere seslenmektedir. “Hepiniz gerçek adaletin yerine gelmesi için buradasınız...”. Daha önce bütün davetlilerin ortak bir yönü olduğundan bahsetmiştim. Şimdi sırasıyla bakalım: Dr. Armstrong’un, sarhoş olarak girdiği bir ameliyatta hastası ölmüştür. Ancak, Dr. Armstrong kendisinin bir hata yapmadığını, ameliyatta meydana gelen bir kaza yüzünden hastasının öldüğünü ve sarhoş olması ile hastasının ölümünün bir ilişkisinin olmadığını söyleyerek herhangi bir ceza almamıştır. Emily Brent, yardımcısı hamile kaldığı için onu işten kovmuştur. Kovulan Beatrice Taylor, bunalıma girmiş ve intihar etmiştir. Emily, bu konuda hiç bir zaman kendini suçlu görmemiş ve yardımcısının ölümünü ilahi adalet olarak değerlendirmiştir. Blore, suçsuz bir kişinin tutuklanmasına yol açmıştır bu kişi tutuklandıktan bir yıl kadar sonra hapishanede ölmüştür. Blore, kendisini her zaman haklı görmüş ve bu kişinin suçluluğunu savunmuştur. Vera’nın bakıcılığını yaptığı Cyril denizde açılarak boğulmuştur. Bazıları Vera’nın Cyril’in bilerek açılmasını sağladığını ve kurtarmadığını ileri sürerken, Vera bunu kabul etmemiş ve jüri tarafından suçsuz bulunmuştur. Lombard ise 21 kişilik bir Doğu Afrika kabilesini ölüme terk etmekle suçlanmış ancak kendisi bunu kabul etmemiş, sadece kendisi ve arkadaşı için yiyecek kaldığını savunmuş ve ceza almamıştır. Mackenzie ise söylenenlere göre eşinin bir askeriyle ilişkisi olduğunu öğrenmiş ve bu askeri bir intihar görevine göndererek ölümüne yol açmıştır. Kendisi bu suçlamaları hiç bir zaman kabul etmemiş ve ceza almamıştır. Matson ise spor arabasıyla çarptığı iki kişinin ölümüne yol açmış ancak suçlu bulunmamıştır. Rogers ailesinin ise eski işverenleri ölmüş ve bazıları bu ölümden Rogers ailesini mirastan pay aldıkları için sorumlu tutmuştur. Rogers ailesi ise işverenlerinin zaten hasta olduğunu ve kendilerinin suçsuz olduklarını söylemişler ve ceza almamışlardır.

İşte gramofon kaydında bütün davetlilere bu suçlamalar sunulduktan sonra kayıttaki ses davetlilere söyleyecekleri bir şey olup olmadığını sorar ve kayıt biter. Herkes kısa bir şok geçirir ama bütün bu olanların kötü bir şaka olduğunu düşünür.

Agatha Christie’nin romanında geçen “Ten Little Indians” şiiri ise oyunumuzda “Ten Little Sailor Boys” olarak geçmekte.

Ten Little Sailor Boys went out to dine: One choked his self and then there were nine.
Nine Little Sailor boys sat up very late: One overslept himself and then there were eight
Eight Little Sailor Boys traveling to Devon:One said he'd stay there and then there were seven.
Seven Little Sailor Boys chopping up sticks:One chopped himself in halves and then there were six
Six Little Sailor Boys playing with a hive:A bumblebee stung one and then there were five
Five Little Sailor Boys going for law:One got in the Chancery and then there were four
Four Little Sailor Boys going out to sea: A red herring swallowed one and then there were three
Three Little Sailor Boys walking in the zoo: A big bear hugged one and there were two
Two Little Sailor Boys sitting in the sun:One got frizzled up and then there was one
One Little Sailor Boy left all alone: He went and hanged himself and then there were none



Bu durumda tabii ki romandaki “ten indians” figürleride oyunumuzda yemek masasının üzerinde “ten sailor boys” olarak yer alıyor ve her bir ölümde bu figürlerden bir tanesi kayboluyor.

Davetliler yemekte yaşadıkları şoktan sonra dinlenme salonuna gidiyorlar ve orada bu konuyu tartışırken Marston içtiği içkiden zehirlenerek ölüyor. Bu ölümle beraber yemek masası üzerindeki bir denizci figürü kayboluyor. İlk başta davetliler olanlara bir anlam veremiyorlar ve Marston’un intihar ettiğini düşünüyorlar. Ancak aynı gece Mrs. Rogers’ın da ölmesi ile artık bütün davetliler ne gibi bir durum içerisinde olduklarını anlıyorlar. Herkes kendisine göre güvenecek birisini arıyor ve bazılarını kafasında suçlu buluyor. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar cinayetleri engelleyemiyorlar. İşte oyumuzun konusu bu şekilde. Oyuna Patrick’in botunu batmış olarak bulmasıyla başlıyoruz ve ilk iki bölümde yukarıda anlattıklarım yaşanıyor.

Neredesin Hercule Poirot?

Gelelim AWE Games bu romanın uyarlamasında ne kadar başarılı olmuş. Burada benim hoşuma gitmeyen ve inandırıcı bulmadığm bir nokta var. Düşünün, o evde bir sürü cinayet işleniyor. Evde doktor, yargıç, dedektif gibi üst düzey mesleklerden insanlar var. Ama her nedense Patrick gibi zayıf bir karakter oyunda dedektiflik rolünü üstleniyor ve olayları çözmeye çalışıyor. Bir kaç kez diğer davetliler bu durumdan rahatsızlıklarını belirtseler de genellikle sanki biz dedektif, onlar şüpheliymiş gibi bizimle konuşup kendilerini savunuyorlar. Patrick Narracott kesinlikle bu oyunda bizim canlandırdığımız karakter olmamalıydı. Gerek meslek olarak, gerek karakter olarak çok daha güçlü birisini oynuyor olmalıydık.

ATTWN, third person olarak oynadığımız bir macera oyunu ve gerek arayüzü gerek grafikleri açısından “Black Mirror” a oldukça benzemekte. Grafiklerden ve seslerden başlayacak olursak bir macera oyunu için yeterince iyi grafiklere sahip. Bununla beraber bence bir macera oyununda şu ana kadar hiç kullanılmamış bir kalitede ses efektleri kullanılmış. Fonda sürekli kendisini tekrar eden rahatsız edici bir müzik ise bize gerçekten evde yaşanan atmosferi yaşatıyor. Sonuç olarak, sesler, grafikler ve müzikler oldukça iyi.

Gelelim arayüze. Ekranımızın sol üst köşesinde ki simge ile envanterimize ulaşırken, sağ üst köşedeki simge ile de Patrick’in not defterine erişebiliyoruz. Patrick not defterine genel olarak bazı notlar alabildiği gibi, bütün misafirler hakkında edindiği bilgileri, okuduğu dokümanların ve kitaplarında önemli paragraflarını not alıyor. İşte burada ciddi bir oynanabilirlik sorunu ile karşılaşıyoruz. Normalde, klasik point & click macera oyunları basit ve kullanışlı bir arayüze sahiptirler. ATTWN’da da aslında kaliteli bir arayüz var ancak bu kalite, Patrick doküman ya da kitap okuyunca birden yok oluyor. Örneğin bir kitabı tıkladığımızda Patrick öncelikle bu kitabı envanterine alıyor. Daha sonra envantere girip kitabı incelediğimizde Patrick kitabın önemli kısımlarını not ettim diyor. Bu sefer haydi hobarey not defterine gidiyoruz ve karma karışık bir sürü not arasından Patrick’in son aldığı notları bulup okuyoruz. Tek tıklamada yapılması gereken basit bir iş nedense eziyete dönüştürülmüş. Bunun haricinde, yani kitap, doküman okuma haricinde oyunun arayüzü ve envanter sistemi yeterince iyi.



Gelgelelim oyun için en önemli unsurlar olan atmosfere ve bulmacalara

AWE Games, doğrusal olmayan bir oyun yapmaya çalışmış. Daha doğrusu öyle iddia ediyorlar. Bir bakıma haklılar. Oyunda bazı bulmacalar opsiyonel olarak bulunmakta. Yani oyunun ilerlemesi için çözmek zorunda değilsiniz. Benzer şekilde bulmacaları belli sırada çözmek zorunda da değilsiniz. Sadece bölümleri geçebilmek ve oyunda ilerlemek için bazı bulmacaların mutlaka çözülmesi gerekmekte. Bunun haricinde oyun dört farklı bitişe ve romanın orijinal bitişine sahip. Oyunda iki yerde yapacağımız seçim ile oyunun gidişatını değiştirebiliyor ve oyunun farklı şekillerde sonlanmasını sağlayabiliyoruz. Bizim oyundaki amacımız, cinayetleri aydınlatmak ve kurtarabileceğimiz kadar davetliyi kurtarmak(ya da istediklerimizi, karar sizin). Yapımcılar bu şekilde oyunun doğrusal olmayan bir yapıya sahip olduğunu iddia ediyorlar ama ben pek katılmıyorum. Bir kaç opsiyonel bulmaca koyarak ve altı üstü iki kez oyuncunun yaptığı seçimle oyununun sonunun değişmesi bence o oyunu doğrusal olmayan bir oyun yapmaz. Gerek diyaloglarımızla, gerek çözdüğümüz bulmacalarla, hislerimizle oyunun baştan sonra değişebilir bir yapıya sahip olmasını beklerdim. Ancak birbirine paralel olarak karşımıza gelen ve çözümümüze göre farklı yollarla bizi sonuca ulaştıran birkaç bulmacanın hakkını yememek lazım. Bulmacalara bakacak olursak yorum yapmakta biraz zorlanıyorum. Bazı bulmacalar şaşırtıcı derecede kaliteli iken bazıları inanılmaz kötü. Örneğin, gece, merdivenleri kullanacağımız bir bölümde Patrick çok karanlık olduğunu ve ışığa ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Elimizde fenerimizde var ama pil bulmamız lazım. Bilin bakalım pil nereden çıkıyor. Un çuvalından bir kaç kürek un aldıktan sonra pili çuvalın içinde buluyoruz. Nasıl bir zeka, nasıl bir zihniyet…Anlamadım ki... Diğer taraftan Patrick’in adadan kurtulmak için çözmesi gereken birbirine paralel bir kaç bulmaca var. Yani, adadan farklı yöntemlerle kurtulması mümkün. Bunun için davetlilerden birisinin yardımı isteyerek Patrick bir sal yapacak. Bunun gibi oldukça kaliteli ve zekice bulmacalarla da karşılaşıyoruz.

Zaman zaman öyle ekranlarla karşılaşıyoruz ki, bütün davetliler bir arada duruyor ve her nedense hiç birinin ağzını bıçak açmıyor. Romandaki ikili, üçlü diyalogların yerinde neredeyse yeller esiyor. Onun yerine, Patrick sırasıyla herkesle konuşup, herkese aynı soruları sorup duruyor ve arada sırada diğerleride lafa karışıyor. Böyle olmamalıydı. Böyle bir atmosferde, böyle bir olayın içerisinde karakterler birbirleriyle daha fazla diyalog kurmalı ve çoğu zaman hep beraber sohbet ederek, romanda olduğu gibi durum değerlendirmeleri yapmalılardı. Zaman zaman bunlar oluyor tabii ki ama yeterli değil.

Sonuç yorumlarına gelecek olursak, belki de şu ana kadar yorum yapmakta en çok zorlandığım oyunlardan birisi oldu “And Then There Were None”. Sanıyorum bunda en büyük etki, oyuna çok büyük beklentilerle başlamış olmamdan kaynaklanıyor. Grafikler, sesler ve müzikler iyi. Bulmacalar için kötü değil ama çokta etkilenmediğimi söyleyebileceğim. Konu ve atmosfer tabii ki Agatha Christie’den uyarlandığı için mükemmel. Bütün bunlara bakınca iyi bir oyunmuş gibi gözüküyor ama nedense benim pek içime sinmedi bu oyun. Hmmm belkide taa en başında Patrick’e kafayı taktığım içindir.

Türü seviyorsanız alın oynayın paranıza yazık olmaz.

10 küçük Merlin yazarı ofiste toplanmış: Birisi diablo oynarken büyü yapılmış ölmüş,
9 küçük Merlin yazarı pes turnuvası yapmış: Birisinin kafasına top çarpmış ölmüş,
8 küçük Merlin yazarı fm turnuvası yapmış: Birisini taraftarlar dövmüş, ölmüş,
7 küçük Merlin yazarı age of oynamış: Birisi hile yapmış, diğerleri onu öldürmüş,
6 küçük Merlin yazarı yazı yazmıyormuş: Mr. U. N. Murat hepsini öldürmüş…

No comments:

Post a Comment