http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Sam__Max_Episode_1_Culture_Shock-2308.html
2006 yılının son çeyreği, macera oyunlarının altın dönemini hatırlattı hepimize. Önce Broken Sword IV ile başladık. Aradığımızı çok bulamasak da özellikle İstanbul'da geçen hikâyesi ile çölde bir vaha (Bir maçta spikerin Ronaldinho hakkındaki acayip yorumu) gibi geldi bize. Kısa bir süre sonra Secret Files: Tunguska, çıtayı oldukça yükseltti ve bizi eski klasik "Icon Adventure" zamanına götürdü. Karakterlerin etkisizliği haricinde Tunguska bugünlere kadar yılın en iyi macera oyunu sıralamasında tartışmasız ilk sıradaydı. Ancak Tunguska tahtını koruyamadı çünkü Telltale Games bir efsane ile yani Sam & Max ile geri döndü.
MK ayrıcalıkları
Telltale Games, oyunun 17 Ekimde Gametap üzerinden oynanabileceğini duyurmuştu fakat bu şansı sadece Amerika ve Kanada vatandaşlarının kullanabileceğini öğrenince oyunun Telltale Games üzerinden satışa çıkacağı tarih olan 1 Kasım'ı beklemekten başka çaremiz kalmamıştı. Eylül'ün sonlarına doğru bu bir ay nasıl geçecek diye düşünürken Telltale Games bize öyle bir güzellik yaptı ki hemen Ekim ayının başında Episode 1'i tam sürüm olarak "Review Copy" adı altında MK'nın indirmesini sağladı. Bir süre Erdem'le birbirimize girdikten sonra bir iki morluk ve kaş göz açılması sonucunda bize kalan oyunu oynamak ve yapımcıların ayın 17'sine kadar koydukları yayın yasağını bekleyip yazmaya koyulmaktı.
Önce isterseniz Sam & Max'i bir hatırlayalım. Oyun 1993 yılında LucasArts tarafından geliştirilmişti. O tarihte çıkan bu oyunun ara yüzü hala birçok yeni macera oyununda benzer şekilde kullanılıyor. Hatırlarsanız LucasArts, klasiklerinin hemen hemen hepsinde SCUMM oyun motorunu kullanmıştı. Steve Purcell tarafından çizilen Sam & Max Freelance Police karikatürlerinden esinlenerek yapılan oyunda kahramanlarımız iki özel dedektif idi. Özellikleri ise birisinin kocaman bir köpek(Sam) ve diğerinin de hiperaktif bir tavşan(Max) olmasıydı. Sürekli takım elbise ve şapka giyen Sam, sakin bir kişiliğe sahipti ve takımın beyni görevini üstlenmekteydi. Max ise anadan doğma ortalıkta gezinmekte, arsızlık yapmakta ve olayları çözmede daha saldırgan yöntemleri seçmekteydi. Birbirinden eğlenceli espriler ve bulmacalar ile karşımıza çıkan Sam & Max: Hit the Road, LucasArts'ın en büyük klasikleri arasında yerini almıştı.
Sabır, yutmak için çok keskin bir bıçaktır küçük dostum
Yılan hikâyesine dönmüştü Sam & Max'in devamının geliştirilmesi. İlk başlarda Lucas, Sam & Max'in devamını yapacağını duyurmuş ve hatta çalışmalara başlamıştı. Ancak bir süre sonra oyunun iptal edildiği duyuruldu. Lucas'ın macera oyunları ile altın dönemini yaşadığı zamanlarda kadrosunda bulunan Bill Tiller ile yaptığım bir röportajda Sam & Max'in yapımına başlanıp sonradan neden iptal edildiğini sorduğumda cevabı Lucas'da ki yönetim zaafından dolayı bu iptal kararının hemen alınamamasıydı. Bill Tiller cevabında Lucas'ın, çok daha büyük bütçeli ve çok daha büyük(?) oyunlarla uğraşma kararı aldığını söylerken yaptığı göndermeyi ve sitemi anlamak hiç de zor olmamıştı.
Sonrasında LucasArts'ın macera oyunlarını bir kenara itmesiyle firmadan ayrılan bazı yapımcılar kendi firmalarını kurdular ve macera oyunlarını devam ettirmek istediler. Bunlardan bir tanesi Bill Tiller'ın kurduğu Autumn Moon Entertainment firması ve büyük zorluklar da olsa "A Vampyre Story" nin yapımını sürdürmekteler. Bir diğer firma ise Telltale Games. Özellikle Bone serisi ile sükse yapan firma Hit the Road'ın yapımcılarından bir kaçını da bünyesinde barındırmakta. Bu sebeptendir ki LucasArts'dan, Sam & Max'in haklarını almak için uzun süre savaş verdiler ve sonunda istediklerini elde ederek bize yeni Sam & Max'i sundular.
Sam & Max Episode 1: Culture Shock
Yeni Sam & Max'de tıpkı Bone gibi bölüm bölüm karşımıza çıkıyor. İlk bölümümüzün adı tam olarak Sam & Max Episode 1: Culture Shock. Oyuna başladığımızda önce kısaca yapımcıların isimlerini gördükten sonra hemen kahramanlarımızın ofisine gidiyoruz. Oyun hemen klasik Sam & Max esprileri ile başlıyor. Sam, Max'in başının üstüne bir elma koymuş ve ateş etmeden hemen önce "Bu sefer çığlık atma Sam" diyor. Tam bu sırada çalan telefonla bir iş alacaklarını düşünen kahramanlarımız umutlanıyor ancak telefonlarını bulamıyorlar. Telefonun olması gereken yerdeki notu okuduklarında ofislerinde onlara eşlik eden iki dişli fare Jimmy'nin telefonu kaçırdığını ve fidye olarak da İsviçre peyniri istediğini öğreniyorlar.
Suç, mezar için çıkartılan bir davetiyedir
Bu kısa bulmacayı çözdükten sonra gelen telefonla kendilerine bir iş edinen kahramanlarımız hemen olaya el atıyorlar. İlk bölümde televizyonda bir yarışmada ünlenen üç küçük çocuğun kahramanlarımızın yaşadığı mahallede terör estirmelerini çözmeye çalışıyoruz. Bu üç çocuk oyunumuzun kötü adamı tarafından hiptonize edilmiş ve bize düşen de tabii ki çocukları kurtarmak ve kötü adama dersini vermek.
Oyuna başladığımda Bone'dan olsa gerek grafikleri hiç garipsemedim. Oldukça basit grafik ve çözünürlük ayarları oyunumuzda yerini almış. Karakterlerimiz üç boyutlu, oyun ortamı ise iki boyutlu tasarlanmış. Tek kelime ile mükemmel bir ara yüz var. Bildiğimiz "Point & Click" ara yüzü oyunda kusursuz kullanılmış. Oyun boyunca klavyeye dokunmamıza hiç gerek kalmıyor. Fare ile de farklı işleri yapmak için farklı seçenekleri seçmemize gerek kalmıyor. Eğer bir karakteri tıklarsak kahramanlarımız otomatik olarak o kahramanla konuşmaya başlıyor. Eğer bir televizyonu tıklarsak kahramanlarımız televizyonu açıp seyretmeye başlıyor. Envantere ulaşmak, menüye ulaşmak ve oyunu kayıt edip yüklemek, her birine oldukça kolay ulaşılıyor. Seslendirmeler içinde fazla söze gerek yok. Bütün karakterler dört dörtlük seslendirilmiş. Çocukların ve özellikle Bosco'nun seslendirmeleri oldukça etkileyici. Ancak oyunda biraz ağır bir İngilizce kullanılmış, o yüzden İngilizce bilmeyenlerin biraz zorlanacağını düşünüyorum.
Self help for the helplessly selfish
Gelgelelim bulmacalara. Bulmacalar konusunda yorum yapmak oldukça zor. Oyunumuz eski Lucas oyunlarında ki bulmaca kalitesini korumakta. Öyle ortaya konulmuş sırf kapı pencere çekmece açmak için bulmacalar yok. Bulmacaların hemen hemen hepsi espri ağırlıklı. Ancak zorluk açısından bakacak olursak eski Lucas oyunlarındaki zorluğu bu bölümde bulmak pek mümkün değil. Oyun alanı oldukça küçük. Topu topu 8-9 farklı mekan var ve neredeyse her bulduğunuz nesneyi bulduğunuz mekanda kullanıyorsunuz. Yani oyundaki envanter bulmacaları fazlasıyla kolay. Bu bölümde zorlayıcı tek bulmaca var o da büyük kısmı diyaloglar üzerine kurulu bir bulmaca ve olayı tam olarak anlamadan sadece deneme yanılma metoduyla çözülmesi oldukça zor. Sam'in bir psikiyatra(Sybil) terapi yaptırdığı bu bulmaca aynı zamanda oyunun her oynayışında farklılık gösteriyor (Sadece birkaç farklı şekilde karşımıza çıkabiliyor). Eğer İngilizce'niz yeterli değilse bu bulmacanın çözümünde zorluk çekebilirsiniz ancak genel anlamda bulmacalar daha çok türe yeni başlayan oyuncular için gibi gözüküyor.
Karakterlere arasında Sam ve Max dışında üç sümüklü çocuk, bir psikopat karakter, dükkânının güvenliğini paranoya haline getirmiş bir market sahibi (Bosco) ve daha önce dövme yaparken şimdi psikiyatrlığa başlayan Sybil var. Her biri oldukça iyi tasarlanmış, çizilmiş ve seslendirilmiş.
Her güzel şeyin bir sonu vardır
Sonuç yorumlarına gelecek olursak, Sam & Max, kusursuz bir macera oyunu. Kusur olarak söyleyebileceğimiz tek şey oyunun çok ama çok kısa sürmesi. İlk bölüm 1-2 saatlik bir oynanış süresine sahip ancak yapımcılar oyunu bölüm bölüm çıkartacakları için bunu bir eksi olarak kullanmak mümkün gözükmüyor. Oyun toplam altı bölümden oluşacak ve her birinin ortalama 2 saat süreceğini düşünürsek aslında oyun 12 saatlik bir oynanış süresine sahip olacak. Bu bölümdeki bulmacalar için birisi haricinde kolay bulmacalar diyebiliriz ancak oyunun genelinde mi bu böyle olacak henüz bilemiyoruz. Eğer diğer bölümlerde bulmacalar gittikçe zorlaşmazsa oyuncular ciddi bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu konuda Telltale Games ateşle oynuyor diyebiliriz çünkü Sam & Max gibi klasik olmuş bir yapımın devamını yapmak oldukça tehlikeli bir iş. Oyunun takipçilerinin ciddi beklentileri var. İlk bölümde kolay bulmacalar haricinde Telltale Games bu beklentileri sağlamış gibi gözüküyor ancak bu bulmaca meselesinden dolayı ciddi eleştiriler alacaklarından eminim.
Sam & Max Episode 1'i oldukça düşük bir ücret karşılığında 1 Kasımdan itibaren yapımcıların sayfasından indirebileceksiniz. Eğer gerçek bir macera oyunu oynamak istiyorsanız kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ediyorum.
http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Just_Cause-2306.html
GTA taklidi bir oyun oynayarak vaktinizi boşa harcamak istiyorsanız işte tam size göre bir oyun: Just Cause. Oyunumuz gerçekçilikten fazlasıyla uzak. Tür olarak eski deyimle "arcade" yeni deyimle "sandbox" olarak nitelendirebileceğimiz Just Cause klişe bir hikâye ile önüne geleni vur öldür, ölmek üzereyken ilk yardım çantasıyla kendine hayat ver gibi unsurlar üzerine kurulmuş bir "third person shooter".
Just Cause'ın yapımcısı İsveç'li Avalanche firması ve yanılmıyorsam bu yaptıkları ilk oyun. Yapımcılar, Avalanche motoru adını verdikleri kendi motorlarını kullanıyorlar. Yukarıdaki paragraftan da anlayabileceğiniz üzere oyunumuz saf bir aksiyon oyunu.
Klişe Konu
Rico ve ekibi, San Esperito adındaki tropikal adalardan oluşan ülkenin diktatör yöneticisini alaşağı etmek üzere CIA tarafından görevlendirilmiş ajanlardır. Kahramanımız Rico Rodriguez her ne kadar Antonio Banderas'a benzetilerek kahramanlaştırılmaya çalışılmışsa da pek de başarılı olunamamış. Evet, gördüğünüz gibi oyunumuzun derin(?) hikâyesini tek bir cümleyle anlatmamız mümkün. Oyuna Rico'nun adanın üzerindeyken uçaktan atlamasıyla başlıyoruz. Bir süre sonra paraşütü açıp yere indiğimizde kendimizi doğrudan aksiyonun içerisinde buluyoruz. Hemen kendi üssünüze ulaşıp Sheldon ve Maria ile tanışıp görevlere başlamalısınız.
Oyunumuz 1024 m2 'lik bir alanda geçiyor ve Rico görevlerini zaman zaman şehirlerde, zaman zaman küçük kasabalarda, çölde, denizde, havada yani her yerde yerine getiriyor. Oyun boyunca Rico'nun kullanabileceği 100'e yakın araç ve 25 farklı silah var. Görevleri yerine getirmekte tamamıyla özgür. Rico, görevlerini istediği sırada ve istediği şekilde bitirebilir. İstediği adamları öldürebilir. Ancak bu zorlu(?) görevinde yerli isyancılarla iş birliği yapmak zorunda. Görevler ise yine birbirinden klişe. Şu adamı kurtar, şu adamı koru, şu adamı öldür, şu paketi al, şu paketi bırak, şurayı ele geçir vs. vs. Oyun boyunca oyun alanı oldukça geniş olduğu için, Rico haritasında ve PDA'inde görevleri ile ilgili her türlü bilgiye erişebiliyor. Bu yan görevler haricinde Rico'nun bir görevi de adaya özgürlük getirmek. Bunun için haritadaki bazı yerleri Rico'nun kontrol altına alması gerekiyor.
21
Oyunu bitirebilmek için sadece 21 görevi tamamlamak yeterli. İyi ve sabırlı bir oyuncu için bu en fazla 5-6 saat anlamına geliyor. Ana görevler haricinde diğer görevlerin birçoğu ne yazık ki oyun içerisinde sırıtıyor. Hikâyeye çok fazla katkısı olmayan bu görevler sırf oyun süresini uzatmak ve oyuncuyu daha fazla oyunda tutabilmek için konulmuş görevler. Bunlara örnek olarak bir yerden bir yere belli bir sürede gitme amaçlı görevleri verebiliriz. Sonuç olarak oyunda birkaç farklı görev tipi var ve bunları ilk oynadığınızda gerçekten hoşunuza gidebilir. Ancak oyun ilerledikçe aynı tipteki görevleri tekrar tekrar oynamak sıkıcı hale geliyor.
Bu görevleri tamamladıkça adadaki örgütlerin Rico'ya güveni artıyor ve Rico daha fazla güvenli eve (safe house) dolayısıyla yeni araçlara ve silahlara sahip oluyor. Bu şekilde oyunu kaydedebilmek için yeni mekânlar elde ediliyor. Buradan da anlayabileceğiniz gibi oyunu istediğiniz yerde kaydedemiyorsunuz. Ancak yapımcılar bu tarz durumlarda oyuncunun güvenli evlerinden herhangi birisine seyahat etmesinin uzun zaman alarak oyunu sıkıcılaştıracağını düşünmüş olmalılar ki Rico, PDA'i ile savaş olmayan bir alanda araç ya da güvenli eve gitmek isteyebiliyor.
Konsol mu alsak ne yapsak?
Kontrollere bakacak olursak oyun ne yazık ki sadece konsollar için yapılmış izlenimi veriyor. PC'de klavye ile kontroller gerçekten çok zor. Çoğu zaman kayan kamera açıları ile Rico'yu kaybetmek mümkün. Hele hele dört tekerli araçların kullanımı klavye ile tam bir ızdırap. Oyunu konsolda oynamadım ancak öğrendiğim kadarıyla oyunun oynanabilirliği konsollarda oldukça yüksekmiş. Aynı şeyi ne yazık ki PC için söylemek mümkün değil. Her ne kadar genel olarak zevkli bir oynanabilirliğe sahipse de özellikle araç kullanırken insana saç baş yoldurtuyor.
Grafiklere bakacak olursak, Just Cause türü itibariyle olması gerektiği grafik kalitesine sahip. Özellikle su ve patlama efektleri oldukça kaliteli. Renkler her ne kadar gerçekçi olmasa da adanın o tropik havasını gerçekten çok iyi yansıtıyor. Eğer benim gibi bir "Lost" fanatiğiyseniz, dizideki adanın renklerine ve atmosferine benzer bir atmosfer Just Cause'da sizi bekliyor. Ancak aynı şeyleri oyunun fizik motoru için söyleyebilmek mümkün değil. Sonuçta oyuna 100 kadar taşıt dâhil edilince bütün bunların fiziksel modellemesinin gerçeğine uygun olması tabii ki beklenemez. Ancak insan hiç olmazsa farklı araçların farklı yeteneklere sahip olmalarını bekliyor. Bunu ne yazık ki Just Cause'da pek de göremiyoruz. Benzer şekilde vurduğunuz adamlarda sağa sola tıpkı birer kuklalarmış gibi savruluyorlar. Bütün bunlara birde bazen oyunu kilitlenmeye kadar götüren grafik hatalarını eklediğinizde pek hoş olmayan bir manzara ile karşılaşıyorsunuz.
Müzikler ise oyunun belki de en kusursuz unsuru. Heyecanı ve sürükleyiciliği oyuncuya dört dörtlük yansıtan birbirinden güzel bu Latin müzikleri için mutlaka oyunun soundtrack'i edinilmeli diye düşünüyorum.
Viva la revolución!
Son yorumlara gelecek olacak Just Cause orijinallikten çok uzak bir oyun. Konu klişe. Oyunun kutusu Che Guevara'nın o ünlü resminden (ç)alıntı. Oyunun kendisi zaten Far Cry ve GTA karışımı. Yapay zekâ yok denecek kadar az, hatta diyorum: yok. Birbirini tekrarlayan görevlere birde oynanabilirlik sorunlarını eklediğinizde belki de ortaya çok kötü bir sonuç çıkmasını bekliyorsunuz ama sanıyorum yapımcıların elinde sihirli bir değnek var ya da acemi şansı belki de, çünkü oyun bütün bu sorunlara rağmen zevkli. Çok uzun süreli olmasa da eğer gerçekçilikten uzak, tamamıyla özgür olduğunuz bir adada adam öldürmek, paraşütle araçların arkasına asılmak, bir helikoptere çengel takıp sallanmak istiyorsanız sırf boş vaktinizi geçirmek için Just Cause'u deneyebilirsiniz.
http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Secret_Files_Tunguska-2299.html
Bir Syberia, bir The Longest Journey daha gelir mi diye çok bekledik. Broken Sword IV geldi, fena değildi ama yine de macera oyuncuları olarak çok da istediğimizi bulamayıp umutlarımızı Sam&Max'e bıraktık. Ancak bu arada, ansızın, sessizce Secret Files: Tunguska geliverdi. Sam&Max'i görmeden konuşmak erken olur ama Secret Files: Tunguska eksiklerine rağmen bu yılın en iyi macera oyunu seçiminde şu anda açık ara en büyük aday.
Oyunumuzun yapımcısı Fusionsphere'in bu ilk macera oyunu. Buna rağmen oldukça iyi bir iş çıkarmışlar. İlk olarak Secret Files'a konu seçiminde oldukça zorlandıklarını söyleyen yapımcılar, şu ana kadar hiçbir oyunda konu edilmemiş bir hikâyeyi seçmek istemişler. Tunguska hadisesini okuduklarında ise aradıkları hikâyeyi bulduklarına inanarak üzerine gitmişler ve Secret Files'i sonunda Tunguska hadisesi üzerinde kurgulamışlar.
Gerçek Tunguska hadisesi
Yerel zamanla 30 Haziran 1908, 07:17am'de Sibirya'da Tunguska nehrinin vadisinde çok güçlü bir patlama gerçekleşir. Astronomik çevreler tarafından bu patlama atmosfere giren bir kuyrukluyıldızın buzlu bir parçasının patlaması olarak değerlendirilir ancak bu değerlendirme hiçbir zaman kesinlik kazanmaz. Yaklaşık 40 km'lik bir alana ciddi hasar veren patlama Avrupa'dan da hissedilmiştir. Atmosferin yapısında dahi değişikliğe yol açan bu patlamanın üzerine sayısız makaleler yazılmış, sayısız uzaylı teorileri üretilmiş ancak hala günümüzde bir netlik kazanmamıştır.
İşte Secret Files: Tunguska'nın hikâyesi de Tunguska patlamasını ele alıyor ve yapımcılar olaya kendi yorumlarını katarak bize sunuyor. Oyundaki başkahramanımız Nina Kalenkov'un babası uzun süre Tunguska'da bilimsel çalışmalar yapmış ve sonrasında hükümet tarafından çalışmaları yasaklanarak oradan uzaklaştırılmıştır. Öyle ki Nina bir trafik kazası sonucunda öldüğünü sandığı annesinin aslında babasının çalışmalarından dolayı öldürüldüğünü çok zaman sonra öğrenecektir.
Pisi pisi Psikopat yapımcılar
Bir gün babasının ofisini ziyarete gelen Nina, ofisi darmadağın bulacak ve babasının kaçırıldığını anlayacaktır. Hemen yan taraftaki ofiste çalışan Max ise yüksek sesle dinlediği müzikten dolayı olan bitenden habersizdir. Nina, Max ile beraber babasının izini sürerken aslında dünyayı kötü adamların elinden kurtaracağı bir maceraya atılmış olur. Oyunumuzun hikâyesi bu. Ancak bu hikâyede oyun boyunca dikkatimi çeken bir unsur vardı ki paylaşmadan geçemeyeceğim. Karakterlerimiz her ne kadar oyunda kötü adamlara karşı mücadele verseler de bu mücadele boyunca masum insanlara zarar vermekten hiç kaçınmıyorlar. Nina'nın yorgun ve uyuyan bir askeri uyandırması, bir profesörü zehirlemesi en masumları iken Max'in basit bir limona ulaşabilmek için bir trafik levhasının üzerini örterek bir trafik kazasına yol açması yapımcıların ruh hali hakkında bize biraz bilgi veriyor sanırım.
Özlemişim böyle bir ara yüzü
Ara yüze bakacak olursak Secret Files tam bir "point & click" macera oyunu ara yüzüne sahip. Yapımcılar, şu ana kadar birçok macera oyununda görmeye alışık olduğumuz ara yüzü aynen kullanmışlar. Yeni macera oyunlarında sıklıkla rastladığımız; birçok yapımcının mevcut "point & click" ara yüzünü biraz daha geliştirelim diyerek ellerine yüzlerine bulaştırma olayına hiç girmemişler, sağ olsunlar (Bkz. Broken Sword IV). Bu sebepten dolayı bir macera oyunu olarak oyunun oynanabilirliği fazlasıyla yüksek olmuş. Ekranın hemen altındaki envanterimizi de yine klasik macera oyunlarından bildiğimiz gibi kullanıyoruz. Oyunda çok fazla envanter bulmacası olduğuna dikkat çekmek lazım. Birçok nesneyi envanterde bir daha incelemek gerekiyor. Bir nesne birden fazla bulmacada kullanılabiliyor. Envanterin hemen sağ tarafındaki küçük simgelerle ise Nina'nın günlüğüne ulaşabildiğimiz gibi yapımcıların acemi macera oyuncuları için koydukları piksel avlama sorununu çözen bir olayı aktive edebiliyoruz. Buradaki büyüteç simgesini tıkladığımızda bulunduğumuz ekranda etkileşebileceğimiz ne kadar nesne varsa hepsinin üzerinde bir büyüteç beliriyor ve oyuncular farelerini ekranda piksel piksel gezdirmekten kurtuluyor (Bkz. Simon the Sorcerer 2). Bununla beraber farenin sağ tuşu ile bütün videoları ve diyalogları tek tıklamayla geçebilmemiz sıkıcı ve gereksiz diyaloglardan bizi kurtarırken, karakterimizi ekran dışına çıkartırken yapacağımız çift tıklama ile hızla yeni ekrana geçebiliyoruz.
Bir "Icon Adventure" oyunu bulmacaları Secret Files'da olduğu gibi olmalıdır. Budur.
Secret Files ara yüzden oldukça iyi bir puan aldıktan sonra gelelim bulmacalara. İşte Secret Files'ı bir klasik yapmaya çok yaklaştıran en önemli unsuru bulmacaları. Eğer benim gibi Lucas'ın, Sierra'nın eski macera oyunlarına hala özlem duyuyorsanız, Secret Files'ın bulmacaları tam size göre. Basit bir şeyi yapmak için gayet mantıklı bir şekilde ama çok dolambaçlı çözdüğümüz bulmacalardan bahsediyorum ( Ne dedim ben???). Örneğin oyunun sonunda bir küvetin üzerindeki kameraya ulaşabilmemiz için önce küveti su ile doldurmamız ve donmasını bekledikten sonra üzerine çıkıp kameraya ulaşmamız gibi. Tabii ki bu küvete su doldurmak için çözeceğimiz alt bulmacalar neredeyse bir saat vaktimizi alıyor.
Dikkat, bu paragraf bazı bulmacaların çözümünü anlatıyor
Benzer şekilde; bir telefon konuşmasını dinleyebilmek için önce bir pizza sayesinde yakaladığımız kedinin sırtına, dışarıdan kayıt yapabilen cep telefonumuzu yapıştırdıktan sonra, tuzlu pizzayı yiyen kedinin susayarak sahibinin yanına gitmesi ve sahibinin yaptığı telefon konuşmasının kedinin sırtındaki telefona kayıt edilmesi gibi. Tabii ki bütün bulmacalar bu kadar sıra dışı değil. Gerçek hayattan birebir alıntı bulmacalarda var. Örneğin bir bisikletin patlak lastiğini tamir etmek için önce iç lastiği şişirip sonra suya bastırıp, patlak yeri bulup, üzerine yama yapmak gibi.
Bulmacalar, türde olması gerektiği gibi basit olarak başlıyor ve sona yaklaştıkça gerçekten zorlaşıyor. Ancak oyunun son bölümleri haricinde oyun çok kısıtlı alanlarda geçtiği için bulmacaların zorluğu fazla hissedilmiyor. Yani zaten gidebileceğiniz 3-5 mekan var. Buralarda da büyüteç simgesi ile bütün nesneleri görebildiğinize göre çok acemi bir oyuncu iseniz başlıyorsunuz bütün nesneleri birbiri üzerinde kullanmaya. Yapımcılar oyunu tecrübeli macera oyuncularının yanı sıra acemi oyuncuların da sıkılmadan oynayabilmesini istemişler ki birçok zor bulmacaya başlamadan önce Nina'nın günlüğünün son sayfasında bulmacanın çözümü neredeyse tam olarak veriliyor. Bu sebeple gerek piksel avlama çözümleri gerekse bu ipucu çözümleri ile acemi oyunculara da oyunumuz hitap ediyor.
Doğrusal "Icon Adventure" Teorisi
Daha öncede dediğim gibi yapımcılar Secret Files'da hiç riske girmemişler ve türe herhangi bir yenilik getirelim diye uğraşmamışlar. Bu kapsamda hikâye akışının ve bulmacaların çözümünün tamamıyla doğrusal olduğunu söylemekte fayda var. Yani bulmacaları, farklı yollarla çözmemiz mümkün değil. Benzer şekilde oyun içerisinde yapacağımız seçimlerle oyunun dallanması da mümkün değil. Ancak oyunun bazı bölümlerinde Max ve Nina'yı aynı anda kontrol edebiliyoruz. Örneğin, Nina'nın bir hastaneye hapsedildiği bir bölümde envanterimizin sağ tarafında beliren bir simge ile Nina ve Max arasında geçiş yapabiliyoruz. Aynı zamanda Nina'nın odasından Max'e sarkıttığı bir ip sayesinde Nina ve Max envanterlerindeki cisimleri de değiş tokuş edebiliyor ve birbirlerine bulmaca çözümlerinde yardımcı olabiliyorlar. Max, Nina'ya bir şeyler veriyor. Nina bu cisimleri başka cisimlerde kullanıp Max'e veriyor ve Max'de kullanması gereken yerde kullanıyor gibi. Anlattırmayın bana şimdi bir bulmacayı daha.
Nina ve kot pantolonu
Grafikler her zaman dediğim gibi bir macera oyununda bakılacak en son ve en önemsiz unsurdur. Buna rağmen Secret Files, bir macera oyununa göre yeterince iyi grafiklere sahip. Ancak her ne kadar karakterlerimiz üç boyutlu tasarlanmış olsa da çevrelerinin fazlasıyla iki boyutlu görüntüsü bazen bulundukları ortamda karakterlerin sırıtmasına yol açabiliyor. Ya da dikkatli bakacak olursanız bazı nesneler karakter boyutlarına göre orantısız gözüküyor. Örneğin, Nina'nın babasının evindeki çalışma masasını, Nina'nın kullanması pek de mümkün gözükmüyor. Broken Sword IV'de ki karakter animasyonları, özellikle jest ve mimikleri Secret Files'da bulmak ne yazık ki mümkün değil. Oyunumuz daha çok Syberia tarzı bir görünüme sahip.
Seslendirmelere bakacak olursak yine yeterli diyeceğim ama yine Broken Sword'da ki başarıdan uzak. Çok sakin konuşurken birden heyecanlanarak tepki veren karakterler çok doğal olmayan diyalogların ortaya çıkmasına yol açabiliyorlar. Diyaloglar demişken oyunun en büyük eksiklerinden birisi ortaya çıkıyor. O da diyalogların birçoğunun mantıksız ve gereksiz olması. Aynı sorunun aynı diyalogda defalarca sorulması gibi mantıksız diyaloglarla sık sık karşılaşmamız mümkün. Ancak, gerek hikâye, gerek bulmacaların kalitesi ve akıcılığı arasında bu sorun çok da dikkat çekmiyor.
Bir şeyler eksik ama…
Yukarı bir yerlerde bulmacalardan bahsederken dikkat ettiyseniz bulmacaların oyunu bir klasik yapmaya çok yaklaştırdığından bahsettim. Ancak buradaki yorumumdan anlayabileceğiniz gibi Secret Files her ne kadar bize geçmiş macera oyunlarının zevkini yaşatsa da bir klasik olabileceğini sanmıyorum. Çünkü oyunda bir eksik var ve bunu anlatabilmek biraz zor. Şöyle kıyaslayacak olursak, Syberia'da Kate Walker ile, The Longest Journey serisinde April Ryan ve Zoe Castillo ile oynarken bu karakterlerin gelişimlerine tanık olduk. Bu karakterler silinmemek üzere hafızamıza kazındılar. Bu oyunlarda daha iyi bir simülasyon vardı. Bu karakterlerin çevrelerindeki nesnelerle, çevrelerindeki insanlarla daha canlı etkileşimleri vardı. Kate Walker'ın Oscar'la olan arkadaşlığı keza April Ryan'ın Cortez ile ilişkisi oyuncuya mükemmel yansıtılmıştı. Bu tarz unsurları ne yazık ki Secret Files'da bulamadık. Başkahramanımız Nina'nın dar kotundan başka dikkati çeken bir özelliği maalesef yok. Max ile yaşadığı ilk görüşte aşk ise ne yazık ki oyuncuya çok cılız ve yetersiz bir şekilde anlatılıyor. Max'i ise hiç dikkate almıyorum çünkü fazlasıyla ruhsuz ve hatta odun gibi bir karakter. Ancak yapımcıların bu konuda çömezliğini de hesaba kattığımızda gelecek oyunlarında bunları görebileceğimize eminim.
Secret Files geldi, sıkıntı bittiiii…
Sonuç olarak Secret Files klasik olmasa da bu yıl oynadığımız klasik olmaya en yakın macera oyunu. Sam&Max nasıl olacak bilinmez ama şu ana kadar bu yılın en iyi macera oyunu kesinlikle Secret Files. O yüzden türün sevenlerinin kesinlikle kaçırmaması ve arşivlerine katması gereken bir oyun.
http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Call_Of_Juarez-2293.html
Her yıl karşımıza onlarca FPS gelir. Bunlardan maalesef çoğu kötü birer Doom, Half Life ya da Call of Duty taklidi oyunlar olur. Taklit olmalarından dolayı çoğunun konusu genellikle gelecekte geçer. Artık o kadar alıştık ki 2100'lü yıllarda dünyayı işgal eden uzaylılarla elimizde ne idüğü belirsiz silahlarla abuk subuk uzay gemilerinin ya da gezegenlerin üzerinde savaşmaya. Ha bazıları türü alır, yenilikler getirir, bir şeyler ekler ve gönlümüzde Prey gibi taht kurar ancak birçoğu başarısız birer kopya olarak disklerimize kurulur ve kısa sürede silinir. Bu kopya FPS'lerin en büyük sorunu ise doğru düzgün bir konuya, hikâye akışına sahip olmamalarıdır. Oysaki yapımcıların önünde tam FPS türüne uygun, cuk diye oturan bir zaman dilimi ve mekân vardır ki nedense hiç biri yıllardır göremez. Evet, vahşi batıdan bahsediyorum.
Ya paranı ya canını
Düşünün bir kere vahşi batıda oynamak isteyeceğiniz hikâyeleri, silahları, karakterleri. Bir Red Kit FPS'si oynamayı istemez miydiniz? Red Kit ile Daltonların peşine düşmek, Daltonlarla posta arabası soymak, Rintintinle…. Rintintinle ne yapılabilir ki??? Ya da "İyi, Kötü ve Çirkin"i hem iyi hem kötü hem de çirkin olarak oynamak istemez miydiniz? Neyse ki Techland bu açığı görmüş olacak ki bir vahşi batı FPS'si ile yani Call of Juarez ile karşımıza çıktı.
Call of Juarez'de görevleri yerine getirirken iki farklı karakteri oynuyoruz. Oyuna başladığımız karakter Billy ve onun üvey amcası Reverend Ray. Billy ile daha çok gâvurun deyişiyle "sneaking" yani, sessizce, saklanarak, fazla aksiyon içermeden, aman ona buna görünmeyelim, ses çıkartmayalım diye sinir stres içerisinde görevleri yerine getirirken Ray ile rakiplerimizin ağzına ağzına vurup üstüne birde okuyup üfleyip aksiyonun tadını alıyoruz. Anlayacağınız üzere Billy'nin silah kullanma becerisi pek yok. Billy ile genelde görevlerimizi gizlilik içerisinde halledeceğiz. Billy, Ray'e göre daha çevik, daha uzun mesafelere atlayabilirken, kullandığı kırbaç ile de ağaç dallarını kullanıp ulaşılması zor yerlere kolaylıkla gidebiliyor. Ray ise her ne kadar Rahip olsa da silah becerisi oldukça yüksek. Öyle ki iki eliyle de silah kullanabiliyor. Billy kadar çevik değil ancak ilk olarak Max Payne ile tanıştığımız "Bullet Time" sayesinde yavaş çekim düşmanlarına ateş edebiliyor. Bu durumda her iki silahında hedefi ekranda yavaşça hareket ederken bize sadece doğru zamanda doğru yerlere her iki silahımızla da ateş etmek kalıyor. Bununla beraber Ray, sürekli yanında taşıdığı kutsal kitabı da kullanarak kovboyları Hak yoluna davet ediyor. Daveti kabul görmezse silahına sarılıyor(cidden).
Çek silahını kovboy
Günlerden bir gün Billy, Juarez'e geri döndüğünde pek de hoş karşılanmıyor. Kasabadan zor bela geçip evine gidip annesinin sıcak yemeklerini yemeyi ümit ederken annesinin ve üvey babasının cesetleri ile karşılaşıyor. Kardeşinin evinde ki silah seslerini haber alan Ray ise eve koştuğunda cesetlerin yanı başında Billy'yi görüyor. Sonrasında kovalamaca başlıyor. Duvarda yazan "Call of Juarez" Billy'yi katillerin ve Aztek'lerin hazinesinin peşine düşürüyor. Ray ise kardeşini Billy'nin öldürdüğünü düşünerek O'nun peşine düşüyor. Oyun boyunca vahşi batıda olması gerektiği gibi sürükleyici ve hızlı bir macera yaşıyoruz. Bir taraftan önce Billy ile görevlerimizi gizlilik içerisinde yerine getirdikten sonra Ray ile Billy'nin geçtiği yerlerden geçip izini takip ediyoruz. Bu şekilde hikâyeye, karakterlere iki farklı perspektiften bakmamız mümkün oluyor. Zaman zaman iki karakterimizin de aynı ekranda buluşması ise oyuna ayrı bir zevk katıyor.
Call of Juarez, altta silah, ortada hedef olmak üzere klasik bir FPS arayüzüne sahip. Karakterlerimiz, diğer birçok FPS'de olduğu gibi eğilebiliyor, zıplayabiliyor, saklandığı yerden sağa sola kafasını uzatarak etrafı kolacan edebiliyor. Silahlarımız arasında ise klasik vahşi batı silahı var: Altıpatlar, tüfek, shotgun, kırbaç, ok, yay, sille tokat tekme, kutsal kitap ve tabii ki bize can veren Whiskey. Bütün bunlarla beraber X tuşuna bastığımızda hedefimizin olduğu yer odaklanıyor, çevresi ise blurlaşıyor. Böylece karakterlerimizle daha efektif nişan alıp ateş edebiliyoruz.
Yakarım Roma'yı da yakarım
Call of Juarez'in oynanabilir demosu yetersiz optimizasyonlarından dolayı bizi hayal kırıklığına uğratmıştı. Öyle ki 6600GTH'ım düşük detay ve çözünürlükte dahi sürüm sürüm sürünmüştü. Ancak oyunumuzda durum değişmiş. 1024x768'de ortalamanın üzerinde detaylarla benim kartımı pek de zorlamadı diyebilirim. Oyunda kullanılan Chrome motoru her ne kadar Half Life motoru gibi etkileyici olmasa da tür için çok ciddi yenilikler taşıyor. Çevre ile etkileşim hat safhada ki bu etkileşim Billy ile oynarken çözülmesi gereken bulmacaların temelini oluşturuyor. Billy ile defalarca önünüze çıkan engelleri itip katarak yolunuzu açacak, hatta kutuları üst üste koyup pencerelere erişebilecek, bir ağacın dalında sallanarak uçurumun bir ucundan diğer ucuna geçeceksiniz. Daha da fazlası oyun içerisinde ateşin sadece olduğu yerde yanıp durmadığını göreceksiniz. Çevresinde ki yanabilir nesneleri de etkisi altına alan ateşe isterseniz çevrenizde göreceğiniz sandalye gibi tahta nesneleri sizde atıp ateşi körükleyebileceksiniz. Benzer kaliteli efektleri su ve gazda da görmek mümkün.
Dırı nırı nııııııım dıım dıım dıııııım. Dırı nırı nıııııım dııım dıım dıııım.
Bir vahşi batı oyunu yapıyorsanız müzikler iki kat önem kazanır. O atmosferi oyuncuya yaşatmak daha da zorlaşır. Yapımcılar müziklerde iyi iş yapmışlar. Her ne kadar beklediğim Country tarzı müzikleri oyunda bulamasam da oyun hikâyesi gereği zaman zaman karamsar zaman zaman aksiyon içeren müzikleri çok iyi kullanmış ve oyuncuya atmosferi tam olarak yaşatmış. Öyle ki Billy ile saklanırken, birisi Billy'yi gördüğünde müzik birden hızlanıyor ve size görüldüğünüzü belli ediyor. Böyle durumlarda gerçekten heyecanlanıp, vücudunuzdan salgılanan adrenalini hissediyorsunuz (Abarttım mı ne?). Benzer şekilde seslendirmeler de bir o kadar kaliteli. Özellikle Ray'in seslendirmesi gerçekten mükemmel. O çirkin surata tam böyle hırıltılı bir ses gerekirdi zaten.
Çoklu oyuncu
Call of Juarez, 9 haritası, farklı modları ve sınıfları ile alışık olmadığımız bir çoklu oyuncu tadı sunuyor. Sniper, Rifleman, Gunslinger, Miner olmak üzere dört sınıf var. Her sınıfta hem kovboy hem de yerli karakterler mevcut ve her sınıfın silahları farklı. Silahlar arasında ise ok, dürbünlü tüfek, klasik tüfek, altıpat, dinamit, shotgun yer alıyor. Deathmatch, Goldrush, Robbery ve Skirmish olmak üzere dört mod Call of Juarez'de bize sunuluyor. Deathmatch, adı üzerinde gördüğünüz bütün kovboyların ağzına ağzına vurmanız gereken mod. Goldrush'da ise rakiplerimizle beraber sağdan soldan altın topluyoruz. Robbery'de, genelde bir takım bir binayı korurken diğer takımın o binadan bir şeyler çalıp bir yerlere götürmesi isteniyor(Bildiğimiz Capture the Flag). Skirmish ise alışageldik üzere Deathmatch'in takımlarla yapıldığı mod. Vahşi batıda çoklu oyuncu oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Şu ana kadar gördüğüm en iyi çoklu oyunu sistemlerinden birine sahip Call of Juarez.
İyi
Kaliteli grafikler, efektler, müzikler ve seslendirme ile dört dörtlük bir oyun atmosferi. Oyuncuya gerçekten vahşi batıyı yaşatıyor. Üst katında birbirinden güzel bayanların konuk edildiği barları, tipsiz barmenleri, çirkin kovboyları, kiliseleri, bankaları ve klasik vahşi batı kasabalarını, binalarını, çiftliklerini ve hatta yerlileri oyunda dört dörtlük görmek mümkün. Birbirine zıt iki karakterle kaliteli bir hikâyeyi iki farklı perspektifte oynuyor olmak oyunu genelde sürükleyici kılıyor. Oyunda vahşi batıda bir kovboyun atıldığı bir macerada yapması gereken her şeyi yapıyor olmamız yapımcıların birçok ayrıntıyı düşündüğünü gösteriyor. At binmek ve hatta at çalmak, hırsızlık, altıpat ve tüfek kullanmak vahşi batının kaçınılmaz unsurları olarak Call of Juarez'de karşımızda.
Kötü
Tek kişilik oyunun (single player) özellikle Billy ile oynarken zaman zaman sıkıcı bir hale gelmesi. Diğer karakterlerde zorlama bir yapay zekâ olması. Düellolar sırasında çok iyi saklanıp siper alabilen kovboyların Billy'yi bazı durumlarda görememesi ya da Billy'yi fark ettiklerinden sonra Billy'nin hiçbir şey yapmadan birkaç saniye olduğu yere çöküp durmasından sonra hiçbir şey yokmuş gibi yollarına devam etmeleri.
ve Çirkin…
Ciddi grafik hataları. Elimizde ki kutuyu bir çitin yanına koyup üzerinden atlamayı düşündüğümüzde kutuyu koyarken kutunun çitlerin içinden geçip karşı tarafa konulması. Yine kutuları koyarken karakterlerin kutuları yavaşça koymak yerine fırlatmaları. Birçok kez karşılaşacağınız bu durumda inanın saç baş yolacaksınız. Karakterlerin kutuların üzerinden ya da dar tahtaların üzerinde ilerlerken kolayca yere düşmeleri, kolayca tutunabilecekleri yerlere tutunamamaları. Ha birde çok uzun süren yükleme ekranları.
Uzayda geçen FPS'lerden bıktıysanız ve hala benim gibi Pazar günleri TRT1'de vahşi batı filmlerini seyrediyorsanız, Call of Juarez'e bir bakmadan geçmeyin.