Friday, December 1, 2006

Agatha Christie: Murder on the Orient Express

http://www.merlininkazani.com/oyun_inceleme/1/Agatha_Christie_Murder_on_the_Orient_Express-2345.html


Garip bir oyun Agatha Christie: Murder on the Orient Express (Motoe). And Then There Were None’ı (Attwn) oynadığımda da aynı duyguya kapılmıştım. Oyun bitmişti ve iyi mi? Kötü mü? Karar verememiştim. Sevmiş miydim? Yoksa sevmemiş miydim? Kaç puan verecektim? Motoe’yi oynayınca da gariptir aynı şeyleri hissettim. Öyle bir inceleme yazabilirim ki, yerin dibine sokabilirim. Öyle bir inceleme yazabilirim ki oyunu yılın en iyi macera oyunlarından birisi de yapabilirim.

Bakalım yazı bizi nereye götürecek. AWE Games yine Agatha Christie’nin en meşhur romanlarından birisini bize sunuyor. Murder on the Orient Express. 1994’de basılan yapım, onlarca dile çevrilerek milyarlarca satmıştı. Romanı okuduysanız büyüleyici ve bir o kadar da şaşırtıcı sonunu ve kurguyu zaten biliyorsunuzdur. Kitapta okuyucuya iki farklı son sunuluyordu. Oyunda ise bu sayı üçe çıkarılmış. Kitaptan ise en büyük farkı, oyuniçerisinde kahramanımızın trenden dışarı çıkabiliyor olması. Zaten üçüncü ve sürpriz son bu etken üzerine kurulmuş.

Regardez Mademosielle

Motoe’de de Attwn’de olduğu gibi romanda yer almayan bir karakteri yönetiyoruz. Karakterimiz Antoinette Marceau. Evet, bir bayan. Marceau, çalıştığı tren işletmesi firmasının patronu tarafından Hercule Poirot’a yolculuğunda asistanlık yapmak üzere görevlendirilmiş. Bir evet daha, oyunumuzda romanda olduğu gibi Belçikalı, yumurta kafalı dedektifimiz Hercule Poirot’da yerini almış durumda. Peki, neden efsane dedektif Poirot ile oynamıyoruz. Yapımcılar, Poirot gibi efsaneleşmiş bir karakterin oyuncuya oynatılmasının dedektifimizin karizmasını zedeleyeceğini düşünmüşler. Biraz da haklılar. Düşünsenize Poirot’un ortalıkta saçma sapan gezinip ipucu peşinde koştuğunu. Bu sebeptendir, Bayan Marceau kontrolümüzde. Poirot ise tren yolculuğunda geçirdiği bir kaza üzerine sakatlanıyor ve yataktan kalkamıyor. Bütün araştırmaları ve sorgulamaları Marceau yapıyor. Zaman zaman Poirot’un yanına giderek bilgi alışverişinde bulunuyor ve Poirot’tan ipuçlarını alıyor.

Sirkeci, gardan öte bir sanat eseridir

Bilin bakalım yapıma nerede başlıyoruz. Sirkeci garında. Son zamanlarda ne kadar sık görmeye başladık İstanbul’da geçen oyunları (abarttım galiba) değil mi? Umarım bir günbenzer yapımları Türk yapımcıların elinden de görebiliriz.

Lafı fazla uzatmadan hikâyeye geçelim. Hercule Poirot, bir süre Türk hükümeti adına çalıştıktan sonra acilen İngiltere’ye çağrılmıştır. Asistanlığına atanan Marceau ise Sirkeci garında Poriot’un peşinden koşturmaktadır.



1934’ün İstanbul’u olduğu gibi, olması gerektiği gibi karşımızda. İlk defa bir oyunda Türk’ler Araplara benzememiş. İlk defa ortalıkta zenciler, kafasında fesli adamlar ve hatta develer yok. Marceau’nun Sirkeci garı ve Ayasofya hakkında yaptığı yorumlar harika. Yürürken “Kütahya çinisi mi daha güzel yoksa İznik çinisi mi?” diye tartışan iki yabancı görebilmek mümkün. Sağda solda asılı Türk Bayrakları ve tam anlamıyla bir Türk pazarının içerisinde oyuna başlıyoruz. Türk kahveleri, çaylar, halılar ve hatta isimler bile gerçekçi. Tayyip Şensoy, Abdullah Özbilen. Hatta trenimizin itfaiyecisi Abdullah’ın seslendirmesi bir Türk tarafından Türkçe olarak yapılmış. Çok az kelime dağarcığına sahip olsa da insan defalarca Abdullah’a aşağıdaki cümleleri söyletiyor.

“Seninle konuşamam şimdi, sonra belki”

“Eğer mecbursan” 

“Seninle sonra konuşacağım, söz veriyorum”

”Yalnız bırak beni, lütfen”

Nerede kalmıştık? Marceau, Poirot’un peşinden koşturuyordu. Bu koşuşturmaca sırasında Marceau, yolculardan birçoğu ile karşılaşıyor ve tanışma fırsatı buluyor. Bir prenses, ukala zengin Ratchett ve Gemlik’te bir okul açılışında bulunan Greta Ohlsson gibi. Bu koşuşturmaca bittikten kısa bir süre sonra Poirot, Marceau ve diğer yolcular trende yerlerini alıyorlar. Yolculuk olağan bir şekilde giderken yoğun kar yağışı sonucunda düşen çığ tren yolunu kapatıyor ve bir süre sonra yolculardan Samuel Ratchett kompartımanında ölü bulunuyor. Yastığının altında silahı ve vücudunda 12 adet bıçak darbesiyle.

Gerçekleri biliyorsanız, ipuçlarıyla uğraşmayın

Marceau, Poriot’tan davaya bakmasını istiyor. Ancak trenin ani fren yapmasıyla yere düşen Poirot yatağından kalkamaz bir durumda. Hâl böyleyken Poirot, Marceau’nun bütün araştırma ve soruşturmayı kendi adına yapmasını istiyor ve hatta bir yarışma öneriyor. Marceau kabul ederse Poirot, Marceau’ya minimum yardımı edecek ve bulmacaların birçoğunun çözümünü Marceau’ya bırakacak. Bu seçim aslında oyuna gizlenmiş bir zorluk seviyesi seçimi. Bu seçime göre Poirot’un size vereceği ipuçları değişecektir. Dürüst davranmak gerekirse ben sadece zor seviyede oynadım. O yüzden burada yapılacak seçimde kolay seviyeyi seçerseniz tam olarak ne gibi kolaylıklar sizi bekliyor bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim; yapımın zor seviyesi bile iyi bir macera oyuncusunu zorlamayacaktır.

Murder on the Orient Express oldukça ilginç bir yapıya sahip. Oyuncuya bilgisayar başında macera oyunu oynatmak, bulmaca çözdürmek yerine oturduğu yerden düşünerek tek bir bulmacanın parçalarını bir araya getirmesini istiyor. Bulmaca sayısı bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar az. Bulmaca çözmek yerine oyuncu vaktinin büyük kısmını; yolcuların eşyalarını karıştırarak, önce pasaportlarını, sonra parmak izlerini, sonra da ayak izlerini toparlamakla ve yolcularla konuşarak, geçmişleri hakkında bilgi almakla geçiriyor. Buradan da anlayacağınız üzere yapacağınız beş ana görev var. Bunlar pasaport toplamak, parmak izleri toplamak, ayak izleri toplamak, cinayet gününün zaman tablosunu çıkartmak, yolcular ile konuşarak geçmişleri ve cinayet saatinde nerede oldukları hakkında bilgi toplamak.



Bütün bunları yaparken ana bulmacanın yani cinayetin perdesi yavaş yavaş aralanıyor. Size kalan, Poriot’un her zaman yaptığı gibi oturup, arkanıza yaslanarak sadece düşünmek ve düşünmek. Motoe sonunda ise Poirot, klasik olarak bütün şüphelileri çevresinde topluyor ve çözümlerini sıralıyor. Yapımda bu noktada sık sık Marceau’ya sorular sorarak bulmacaları ne kadar anladığınızı test ediyor.

Olgular ve kanıtlar

Peki, bu kadar ipucu, bu kadar parmak izi nerede toplanıyor. Yapımcılar bu konuda oyuncunun kağıt kaleme baş vurmaması için ellerinden geleni yapmışlar ve mükemmel bir envanter sistemi hazırlamışlar. Klasik “point & click” türünde olan oyunumuzun envanter sisteminde, bütün nesneleri bir arada görebiliyor ve birkaç nesneyi bir arada kullanabiliyoruz. Bunun haricinde dokümanlar bölümünde Marceau’nun macera boyunca mektuplardan, kitaplardan aldığı notları okuyabiliyoruz. Topladığımız pasaportlar ise envanterde ayrı bir bölümde yerlerini alıyorlar. Burada yolcuların resimlerini ve pasaport bilgilerini istediğimiz zaman görebiliyoruz. Benzer şekilde topladığımız bütün parmak izleri de envanterde ayrı bir bölümde yer alıyor. Yolculardan aldığımız parmak izleri ile eşyalar ve tren üzerinde bazı yerlerden aldığımız parmak izlerini, bu pencerede karşılaştırarak, kim nereye dokunmuş kolayca anlamak mümkün. Bütün bunlarla uğraşırken bir taraftan da envanterimizin doküman bölümündeki cinayet gününün zaman tablosunu oluşturmaya çalışıyoruz. Mucize envanter bununla da bitmiyor. Hangi yolcu hangi kompartımanda kalıyor, cinayet saatinde yalnız olmadığına dair bir kanıtı var mı, hangi yolcuların pasaportu ve parmak izi alındı gibi bütün detaylar ayrı pencerelerde oyuncuya sunuluyor. Bütün bunlarla beraber Poirot’un bize önerdiği yarışta ne durumdayız ve Poirot’un bizden istekleri nedir, bunları da görmek mümkün. Bu ayrıntılı envanter sistemi sayesinde size kalan sadece ipuçlarını toplamak, yolcularla konuşmak ve envanter sayfalarında gezinip cinayeti çözmeye çalışmak. Motoe’in hikâyesi, oynanışı ve bulmacalarını inceledikten sonra gelelim grafiklere. Oyunun grafikleri beni oldukça şaşırttı. Genelde macera oyunlarında ara videoların kalitesi oyun içi grafiklerinin kalitesinin çok üzerinde olur. Motoe’de ise durum tam dersi. Oyun içi grafikler bir macera oyunu için idare eder seviyede, ancak ara videolar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Oldukça düşük çözünürlükteki bu videolar ve başarısız karakter animasyonları ne yazık ki, çok göze batıyor. Firmanın kesinlikle bu konuda önlem alması gerekecek çünkü ciddi eleştiriler alacaklarına eminim.
Grafikler hayal kırıklığı yaratırken, seslendirmelerde bir o kadar yüzümüzü güldürüyor. Özellikle Hercule Poirot’un seslendirmesi şu ana kadar kesinlikle bir macera oyununda yapılmış en kaliteli ve en profesyonel seslendirme. Zaten yapımcılar, Poirot’un seslendirmesini daha önce BBC’de yine Poirot’u seslendiren David Suchet’a yaptırmışlar.

Poirot arkasına yaslanır ve düşünür…

Motoe, farklı mantığıyla gerçekten değişik bir macera oyunu. Grafikleri haricinde pek de eksi bir yönü yok. Az sayıda ve kolay oyun içi bulmacalarının eksikliğini yapımcılar oyuncuya fazlasıyla beyin jimnastiği yaptırarak dengelemişler. Seslendirmeler mükemmel, atmosfer mükemmel, İstanbul mükemmel, oyunun sürpriz sonu mükemmel. O zaman, “Et Voila…”